21 Ekim 2009 Çarşamba

SAVAŞ VERGİLERİ

Dün (20.10.2009) itibariyle sn. Maliye Bakanı 2010 yılı bütçesine ilişkin bazı sayısal bilgileri kamuoyu ile paylaştı. Bir de 2010 yılında yürürlüğe girecek bazı vergi değişikliklerinden bahsetti. Detaya girmeden dillendirmek gerekirse öğretmen ek derslerinden motorlu taşıtlar vergisine, ilaç katkı paylarından petrol fiyatlarına kadar bir çok alanda yapılacak bu yeni vergi düzenlemelerinin en küçüğü % 26 lık bir zam getirmekte.
Bunu bir hükumet iki nedenle yapar diye düşünüyorum. Ya canına susamıştır, vadesi dolmuştur. Ya da sınırlarını değiştirmeye hazırlanıyordur!
Bir başka gündem haberi de Silopi'den girişi yapan PKK'lıların kısa bir ifade verme sürecinden sonra bayram havasında Diyarbakır'a yönelmeleriydi. Bir çoklarınca kanuni düzenlemelerden kaynaklanan bir olay olsa da, bu ülkenin askeriye ve yargı gibi güç odaklarından buna yönelik herhangi bir eleştiri açıklaması dahi gelmemesi çok ilginçti. Ne bileyim en azından " Evet. Böyle bir mevzuat vardır. Ama derhal değiştirilmesi gerekmektedir." ya da " Bukadar da değil. Hiç olmazsa, pasaport Kanunundan yargılansalardı." demeleri gerkmezmiydi. Yok, ses, seda yok. Sanki hergün oluyormuşcasına sükunetle karşıladılar. Hatta, Hükumete taş atmaya her an hazır olan bir kısım medya bile, güç odaklarının bu sessizliğinden olsa gerek "DTP'lilerin bu gösterileri umarız barış sürecine zarar vermez." diyerek geçiştirmeye çalıştı bu haberi. Nerede durup durup ortaya çıkan o emekli askerler. (Benim de hoşuma gidiyor, devletin tüm güçlerinin tek bir nefes gibi davranması. Ama, Ergenokoncu damgası yemekten çekinir mi oldu insanlar diye de merak ediyorum.)
Bunlara İsrail ve Azerbaycan'la olan gerginlikleri, Ermenistan ve Sureye ile gerçekleşen protokolleri, bir de son yıllarda ki enerji koridoru anlaşmalarında Türkiye'ye gösterilen teveccühleri de eklersek önermemizin haklılık payını artırmış oluruz.

3 Aralık 2008 Çarşamba

6 Eylül 2008 Cumartesi

Uyanık Olalım!!!

Medya, son günlerde tv haberlerinde görüyoruz ki, ergenekon davası ile ilgili tutumunu değiştirmiş gibi görünüyor.

İlk zamanlarda bekle gör politikası izleyen medya, süreçle birlikte sulandırma politikasına döndü.Bunu, tutuklanmaların şekli ve zamanı, göz altında hastalanmalar(ki bu hastalıkların göz altına alınmakla alakalı olmadığı Trakya tıp fakültesince yapılan açıklamalarla kanıtlandı. bkz.06/09/2008 Zaman Gazetesi)gibi konulardaki haberlerinden anlamak mümkün.

Ama bu günlerde medya, "Ergenekonun" bir çete olduğunu kabulenmiş gibi görünüyor.Nerden anlıyoruz derseniz; Veli küçük haberlerinde ki artış derim.Haberlerde Ergin kardeşlerin görüntüleri ve ya eski bir istihbaratçının annesi durmadan yer alıyor ve hep te Veli Küçük'ü 1 numara gibi lanse ediliyor.

Peki neden kaynaklanıyor medyadaki bu değişim?

Cevap basit.Medya davayı ilk günden beri etkilemek istiyor.Zira heryere sızmış olan ergenekon medyaya da muhakkak sızmıştır. Bunun için iddaaname öncesi savcıyı, iddaanameyi geç açıklamasıyla sıkıştırmaya çalıştılar.Sonrasında iddanameyi sulandırmaya çalıştılar.Baktılar olmuyor, bu iş karşı taraf gibi görünerek olmayacak,o zaman çin taktiği uygulamaya karar verdiler.Artık onlar da sanki ergenekonun bir çete olduğunu kabul ediyormuşcasına haberler yapıyorlar.Aslında haberlerin amacı 1 numarası yakalanamamış ergenekonun 1 numarası olarak Veli Küçük'ü göstermek.Böylelikle soruşturmanın derinleşmesini önlemek.
Bunları destekleyen bir ip ucu da Deniz Baykal'dan."Bu bir çete davasıdır."diyen Baykal "çete" sözcüğünü ilk kez kullanıyor.

2 Mayıs 2008 Cuma

İYİ DOSTTAN NE BEKLERSİNİZ?


İyi bir dosttan ne beklersiniz?
Şahsen benim beklentilerim,









beni dinlemesi,anlaması,kusurlarımı gizlemesi ve hatalarımı düzeltmesidir.Pekala böyle bir dost bulmak mümkün müdür.Evet mümkündür ama oldukça zordur.Tabii ki sağda solda ararsanız...Çünkü çoğu zaman böyle bir dost bulsanız bile kendiniz bir başkası tarafından düzeltilmeye razı olamazsınız.
O halde dostsuz mu kalacağız?Hayır tabii ki!Ben size şimdi kendi dostunuzu yaratmayı önerceğim.Peki nasıl olacak bu?
Bakın bir zat ne demiş:"
İnsan konuşan, düşünen bir varlıktır. Bu yönüyle de o, Cenâb-ı Hakk’a ait bir sıfatı temsil etmektedir. Düşünceler, konuşmalara emanet, konuşmalar da, yazıya emanet edilebilirse, devamlılık kazanır. Konuşulmayan ve yazılmayan düşünceler yaşamaz, sahibiyle birlikte fena toprağına gömülür gider." Evet sizde farketmişsinizdir size önerceğim şeyin yazmak olduğunu.Neden yazmak dostumuzdur?Bu adamın da dediği gibi insan düşünen bir varlık ve düşünceler yazılmazsa bizimle birlikte ölür giderler.Eğer yazarsak aylar yıllar sonra geriye dönüp geçmişteki düşüncelerimizi, onların tutarlılıklarını, eksikliklerini özgünlüklerini değerlendir me fırsatımız olur.
Bundan başka bir de yazdığımız bir yazıyı içerik ve imla açılarından tekrar tekrar gözden geçiririz.Böylelikle hatalarımızı kendi kendimize düzeltmiş oluruz.(dostun hataları düzeltici olması gerektiğini söylemiştik değil mi?)
Demek istediğim o ki, her insan öncelikle kendinin dostu, koruması, bekçisi olarak yazıya sıkıca sarılmalı.Çünki o mükemmel bir dost.



1 Mayıs 2008 Perşembe

GÜNCEL İKİ OLAY VE BAZIDEĞERLENDİRMELERİM


OLAY-1:30 Nisan 2008 Antalya'da öğretmen, öğrencilerinin ağzına biber sürdü.Hakkında açılan soruşturma sonrası bir yıl kademe ilerlemesi ve sürgün cezaları verildi.
AÇIKLAMA:Eğitim bireyde istendik davranışlar kazandırma süreci olarak tanımlanır.İki bölüme ayrılır:informal ve formal.Formal eğitim planlı bir eğitimi anlatır ki devlet kontrolünde çeşitli kurumlar aracılığıyla verilir.İnformal eğitim ise günlük hayat içerisinde bireyin çevresinden aldığı eğitimdir.
Bu eğitimleri almayan kimseler toplum ve devlet tarafından çeşitli müeyyideler ile karşı karşıya kalırlar.Eğitimsizlik eşittir ceza...
ÖRNEK:Temizlik eğitimi almayan birey toplumda sevilmez, burnunu karıştıran kimsenin eli sıkılmaz...Başkalarına ait eşyaların kullanımı ile ilgili eğitimi almamış kişi devlet tarafından cezalandırılır,hırsızlar hapse atılır...
DEĞERLENDİRME:Bugün liselerde birbirlerini öldüren çocuklardan bahsediyoruz.Bu çocukların ilk vukuatı bu olmuyor.Henüz ilkokulda birbirlerine ,öğretmenlerine saygısızlık yapıyorlar, küfür ediyorlar;ardından orta okulda çeteler kuruyorlar,öğretmenleri, velileri ve arkadaşlarını tehdit ediyorlar.Liselerdeki hallerini zaten tv ler gösteriyor.
Okullarda, sınıfta kalma,disiplin cezaları uygulanamıyor.Kurumlar bu konuda öğretmeni çok zor durumda bırakıyorl.Öğretmen bir çocuğu sınıfta bıraktığında hakkında soruşturma açılıyor.
Fiziki cezalara ne tepki verildiği malum.
Veliler eğitimden zaten bihaber.Televizyon ve bilgisayarı çocuk bakıcısı olarak kullanıyorlar.Bazıları çocuğuna iyilik ettiğini sanrak yanlış eğitim veriyor.Bazı bilinçsiz veliler çocuğunun okuldan sonra ne yaptığını bilmiyor.Henüz ilkokul çağındaki çocuklar hemcinsleri ile sapık cinsel ilişkiye giriyor(bu yaşta(8-15)normali bile yanlıştır.) ve ailesinin haberi bile olmuyor.
Bu durumda eğitimcilere güvenmemiz gerekiyor.Evde bir-iki çocuğun disiplinini sağlayamazken bir toplumun oluştuğu sınıflarda, okullarda düzeni sağlayıcı kurallara uymak bu davranışları kazanmak gerekir.Kazanamayanlara ceza verilmesi şarttır ki ilerde cezalandırılmayan davranışlar pekişip gelişmesin.Bunu aşı gibi düşünürsek: aşı vücüda girdiği zaman yakar ama vücudun sıhati için geçici bir acıya katlanılmalıdır.
SONUÇ:İstendik davranışları almayan kimseleri toplum ve devlet olarak cezalandırıyoruz.O halde eğitimde ceza esastır.
OLAY-2:1.MAYIS 2008 İşçi bayramı kutlamalarında işçiler taksime yürümek istedi, polis izin vermedi.Çıkan olaylarda 38 kişi yaralandı, 530 kişi göz altına alındı.
AÇIKLAMA:İşçi sendikaları, 1 Mayıs'ın işçi bayramı kabul edilmesi ve bayaramın Taksim meydanında kutlanması isteklerini hükümete bildirdi.Hükümet bayram isteğini ve kutlamaların Taksim'de yapılması isteğini(kasıtlı olarak)1 Mayıs'tan bir gün önce reddetti.Böylece tören yeri ile ilgili kafalarda karışıklık olacak katılım sayısı düşecekti.
DEĞERLENDİRME:1-Hükümet kutlamaların taksimde yapılmasına izin vermedi.Bu tavır onu gerilimin tarafı yaptı.Gerekçe bölücü örgütlerin düzenlemesi muhtemel kanlı bir eylemini engellemekti.Ama nihayetinde hastaneye gaz bombası atıldı ve orda bu sefer devlet eliyle halka zarar verildi.Belki de bir astım hastası güvenlik güçleri tarafından hayati tehlike ile karşılaştı.
2-Hükumetin bu tutumuna karşın işçi sendikaları hukukun gereğini yapmak yerine, yanlışı yanlışla düzeltme yoluna gitti. Kanunlara muhalefet edip, halkı, devlete karşı örgütledi.
3-İstanbul Valiliği ve Emniyet Müdürlüğü,daha sabahın ilk saatleride, bir işçinin en doğal hakkı olan, bağlı olduğu sendikaya gitme, orada toplanma, resmi bir bayramı kutlama haklarını çiğneyerek, panzerler ve gaz bombalarıyla, göstericileri dağıtmaya çalıştı.Bu görüntüler polis eliyle yapılmış bir provakasyonu andırıyordu.
Bundan sonra hastanede olan olaylar da yine aynı bağlamda kamu kurumlarının hatalı tutum ve davranışları olarak değerlendirilmelidir
4-Son olarak işçiler bazı provakatif grupları aralarına aldılar.Bunlar polisle çatıştı, dükkanlara saldırdı.
SONUÇ:Bu resimler bize gösterdi ki krizi yönetmesi gerekenler iyi bir yönetim sergileyemedi. Yine ülkemiz kaybetti, bölücüler ve düşmanlar kazandı.Onbinlerce kişi Türkiye'nin aleyhinde çalıştı.
Yapılması gereken bu krizde parmağı olanlar suçlarını anlayıp, hatalarını kabul edip derhal görevlerinden çekilmelidirler. Ya da yetkili merciler bu kişilerden hesap sormalı, haklarında gerekli müeyyideler uygulanmalıdır.
DİPNOT:"İyi söylüyorsun da hocam nerde o bolluk?Burası Türkiye!"Diyen arkadaşlar yerden göğe kadar haklı.Hayatta hekes eşit.Ama bazıları biraz daha eşit.Okuyun arkadaşlar. Hepimiz daha eşit olalım diye okuyun!

9 Nisan 2008 Çarşamba

SARMAŞIK FİKİRLER

Sarmaşıklar çok güzel görünümlü ama çok çileli bitkilerdir. Çocukluğumda karşı komşunun bahçe duvarında bu bitkiden vardı.Bir de, sarmaşığın sardığı bir kapı...Sarmak ki ama ne sarmak!Yıllarca açılmamış bu kapıyı, kiliti açık olmasına rağmen, artık açmak istesek de açamıyorduk.Sarmaşıklar kapıyı öyle sarmıştı ki...
Neyse sadede gelelim...Ben bazı fikirleri de bu sarmaşığa benzetiyorum.Yıllar boyunca barındıkları ortamı öyle boğuyorlarki artık onlardan kurtulamıyorsunuz.Siz ne kadar iyi şeyler yapmaya çalışsanız da ektiğiniz o köke bağlı kalıyorsunuz. Yani zamanının müthiş fikirleri (ki bazıları kitlelerin aklını başından alacak kadar güzeldir.) silerde sizin mezarınız oluyor.
Ben sarmaşık dedim somutlaştırdım. Siz isterseniz köhne deyin.
Değişmek lazım.Hayata fikirlerimizle de ayak uydurmamamız lazım.Değişenleri suçlamamamız lazım.Ben aynıyım diyen kaybeder.